Page 1 of 11

Archive of ‘Urban‘ category

 
 

Apartheid

İMKAN MEKAN Apartman Projesi için Öneri

İstanbul’un en hızlı değişen bölgelerinden biri  belki de Kızıltoprak, Bostancı ve E-5 arasında kalan bölgedir. Zamanında banliyö treni ve vapur hatları ile beslenmeye başladıktan sonra bu bölgedeki meyve bahçelerine inşa edilen köşklerin ve müstakil evlerin sayısında hızlı bir artış başladı. Kalburüstü İstanbulluların sayfiye bölgesi olarak kullanmaya başladığı bu alan daha ufak parsellere ayrılıp üzerilerinde apartmanlar yükselmeye başladıktan sonra daha da değerli hale geldi. Ayrık nizam imar koşulları ve nispeten korunmuş yeşil doku ve topoğrafyanın da sağladığı avantajlarla İstanbul’un en fazla rağbet gören konut alanlarından birisi bu bölge oldu. Bağdat Caddesi ekseni boyunca gelişen bu alandaki emlak değerleri sürekli yükseldi.

İmar planında radikal bir değişiklik olmasa da  her 20-25 senede bir plana eklenen birkaç maddelik notlar bu bölgedeki dokuyu gözle görülür şekilde değişmesine neden oluyor. Bu bölgede yaşayan insanların ve onların çocukları yaklaşık 70 yıllık bir süre içinde köşk bahçelerinin parsellere bölünüp iki katlı kagir müstakil evlerin bölgeye yayılışına, ardından bu evlerin apartmanlara dönüştüğüne sonra da bu parsellerde yeni ve daha yüksek apartmanların inşaatlarına tanık oldu. Bu nedenle İstanbul’un en sık yenilenen yapı stoğu bu bölgededir.

Plan notları en büyük tasarım araçlarından biridir aslında. Örneğin, zamanında pek çoğunda iki üç balkon bulunan bu apartmanların yeni inşa edilenlerinde hiç balkon bulunmaz. Buna karar verenler mimarlar değildir, çünkü bir tarihte imar planı notlarına bundan sonra balkonların emsalden sayılacağına dair bir not eklenivermiştir. Böylece son birkaç sene içinde inşa edilen apartmanlar Fransız Balkonu tabir edilen yere kadar inen camlarla ve önlerinde alüminyum korkuluklara sahiptir.

Bu notlardan bir tanesi çok ilginç sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu bölgede bir dönem inşa edilen apartmanların bir kısmının zemin katlarının bomboş olduğu görülür. On, on iki katlı bu yapılar kolonlar üstünde yükselirken zemin katlarında duvarlar sadece merdiven ve asansörleri barındıran çekirdeği çevirir. Bunların ortaya çıkmasına yol açan plan notu, zemin katları iskan edilmeyen apartmanların fazladan yükseklik hakkına ve inşaat emsaline sahip olmasını ifade ediyordu. Üst katlardaki dairelerin zemin katlardakinden daha yüksek fiyata satılmasını bilen pek çok müteahhit ve ev sahibi doğal olarak zemin katları boş bırakmayı yeğlemiştir. Bugün söz konusu bölgede bu plan notuna göre inşa edilmiş yüzlerce apartman bulunmakta ve zemin katları hala kullanılmamaktadır. Deprem açısından zaten tavsiye edilmeyen bir tasarım olmasının yanı sıra, kentin en değerli metrekarelerin bu şekilde israf edilmesi İstanbul’a özgü ilginç bir durum yaratmaktadır.

Her şeyden garip olanı ise, bu apartmanların pek çoğunda yerleşik bir şekilde görev yapan kapıcıların dairelerinin bodrum katlara sıkıştırılmış olmasıdır. Üstlerindeki zemin katlara ekleniverecek birkaç duvarla daha aydınlık ve yaşam koşulları daha sağlıklı dairelerde oturabilecekken, apartman görevlilerinin neredeyse hepsi rutubetli, pencereleri tavana yakın bu karanlık dairelerde yaşarlar.

Hiçbir şekilde kullanılmayan bu zemin katların değerlendirilebileceği bir sürü çözüm üretilebilir. Çocuklar için oyun alanı, daire sakinleri için bilardo salonu, kermes alanı veya benzerleri akla ilk gelenler. Ancak bugüne dek bu apartmanlarda oturanların üretmemiş olduğu bir kullanım şeklini dışarıdan biri olarak önermek pek doğru gelmiyor bana. Demek ki bu boş zemin katları kimseyi rahatsız etmiyor, buraları kullanmayı kimse istemiyor. Buraları için ihtiyaç yaratmaktansa, zeminin hemen altında pek de iyi olmayan koşullarda yaşayan apartman görevlilerine dikkat çekmek daha ilginç bir proje. Bunun için fazla kapsamlı olmayan basit bir müdahale ile zeminin altında yaşayan bu ailelerin mekanlarına dikkat çekmek projenin esas amacı. İlham aldığım sanatçı ise New York’ta neon renkli bantlarla kentin çeşitli parçalarına müdahalelerde bulunan Aakash Nihalani oldu.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 09. June 2010 | Architecture, Urban | Comments | Print This Post |
  • Share

Kültür Merkezi >< Merkezi Kültür

“Kültür Merkezi” ne kadar anlamsız bir terim haline geldi. Mimarlık fakültelerinin değişmez bitirme projesi konusu. Hemen hemen tüm mimarlar oğrenciliğinde bir “Kültür Merkezi” çizmiştir. Hepsinde konser salonu, fuayesi, sergi salonları, prova odaları, kostüm depoları… Senaryoya göre her akşam dolup taşacak, artık hangi şehirde veya semtte yapılıyorsa oranın “kültürel aktivite ihtiyacı”nı giderecek… Aktivite derken konser, opera, bale, tiyatro… Aklınıza sanat denince ilk gelenler sanat alanları. “Kültür Merkezleri” senelerdir Türkiye’de “Merkezi Kültürün” evleri olarak hayal edildi, oyle davranıldı.

AKM yapıldığında opera, bale, senfonik müzik denince Türkiye’deki merkezi kültür alanlarını anlaşılıyor, ya da anlaşılması arzu ediliyordu. AKM’de bu kültür alanlarının merkezi idi… AKM’nin yıkılıp yeniden yapılma temennisi, bu kültür alanlarının artık merkezde değil kenarda kalmış olmasından kaynaklanıyor. Artık kültür ve kültürün ana ifade aracı olan sanat çok merkezli, hatta merkezsiz. Bu yüzden “Kültür Merkezi” lafı da içi boşalmış bir laf. Bir yapının “Kultur Merkezi” olması için hangi sanat disiplinlerinin evi olması gerekiyor? Sinema mı, hip-hop mu, video-art mı, Türk Halk Muziği mi, folklor mu, tiyatro mu? Hepsinin birden olduğu durum mu?

Devlet “Artık bu ‘Kültür Merkezi’ beni ifade etmiyor, yıkıp yeniden yapacağım” diyor. Hemen hemen herkes de AKM’nin mimarisine, bir simge olarak binaya odaklandı. Oysa devlet, ben artık “kültürün ve sanatın himayesini yapamıyorum” demek istiyor. “Benim benimsediğim, geliştirmek istediğim sanatlar AKM’de vücut bulanlar değil, ben Osmanlı kültürünü, Türk-İslam sanatını geliştirmek, yaymak istiyorum. Klasik sanatlar ilgi alanıma girmiyor, daha da ötesi çağdaş sanat, deneysel tiyatro, video sanatı, grafik tasarım sanatı, elektronik müzik, animasyon, dijital sanatlar gibi yeni alanları özel kurumlar geliştirsin, korusun.” diyor.

Klasik sanatlara merakım hemen hemen hiç olmadı, olamadı. Opera, bale, hatta tiyatro bana hiç hitap etmedi, edemedi. Ama yine de bu sanat alanlarının yok olmaması gerektiğini savunuyorum. Eskiden merkezde yer alan opera-bale-senfonik müzik, tiyatro gibi klasik sayılabilecek sanat alanlarının himayesini, merkezi devlet sosyal bir görev olarak üstlenmezse özel sektör hiç benimseyemez. AKM’nin işletmesi özelleştirildiği anda bu sanat alanları iyice sahipsiz kalacak demektir. Oysa AKM bir yapı olarak kültür mirası olduğu gibi, içerdiği fonksiyonlar itibarı ile de bir kültür mirasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin geçirdiği kültürel dönşümün mirasıdır, sadece yapısı ile değil, iceriği ile birlikte. Ancak görünen o ki, İstanbul bir 15-20 sene icinde opera oynanmayan, senfonik müzik çalınmayan, balesi olmayan bir metropol olma yolunda.

Yeni sanat disiplinleri için ise yeni mekanlardan çok yeni öznelere ihtiyaç var. Bu kültür alanlarını genişletme enerjisi olan, sürdürülebilir kurumlar, yapılar gerekiyor. Bu yapıların binaları, mekanları nasılsa bulunur İstanbul’da. Mesele mimarlık değil aslında.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 10. December 2007 | Urban | Comments | Print This Post |
  • Share

Mimarlık Ortamında Kamusal Bulanıklık

Kamusal alan, kamusal mekan, bu mekanların üretiminde güdülen ideoloji, başta mimarlar olmak üzere herkesin imar faaliyetleri ve mimarlık üzerindeki kafa karışıklığı, kısaca kamusal bir kakofoniden söz etmek mümkün bu aralar.

“Kamusal Alan” kavramı Türkiye’de gündelik konuşma dilimize yerleşeli çok olmadı, en fazla on yıllık geçmişi vardır. Genellikle Türkçe’de birbirleri yerine kullanılmaya meyilli olduğumuz kamusal alan ve kamusal mekan terimleri aslında özünde Habermas’ın İngilizceye Public Sphere olarak çevrilen Öffentlichkeit kavramı ile ilişkilidir. Türkçe’de ise ‘Kamu’ kelimesi genelde Devlet ile ilişkilendirilmiştir. Meral Özbek’in ifadesi ile “… gündelik konuşmada ‘kamu’ dendiğinde hemen devlet gelir aklımıza; devlet idaresi, organları, kuruluşları, görevlileri ya da etkinlikleri gibi şeyleri, devlete ait ya da devlet kontrolünde yürütülen resmi bir alanı kastederiz. Halbuki, Habermas’ın dediği gibi, kamusal alan herşeyden önce toplumsal yaşamımızda kamuoyunun içinde oluştuğu alandır.”


Read More | Devamı

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 09. December 2007 | Urban | Comments | Print This Post |
  • Share

Geleneksel Türk Trafoları

trafo

1930’ların Almanyası’nda idealize edilmiş Neo-klasik yapılar, politik bir araç olarak kullanılıyordu. Hiç bir zaman Roma İmparatorluğu veya Antik Yunan Medeniyeti ile organik bir ilişkisi olmamasına rağmen, bu iki medeniyetin kalıntılarından esinlenen devasa anıtsal yapılar ve aksiyal düzendeki şehir planları Almanya’nın destansı bir geçmiş yaratma ve bunu taşa dönüştürme çabaları idi. O dönemin Almanyası mimarlık ve kültür üretimi açısından tam bir çelişkiler yumağı idi. Bir yanda hiç varolmamış bir efsanenin eserlerini ve o medeniyeti baştan yaratma çabası varken, bir yanda da romantik ulusalcılık söylemine dayalı folkrolik (völkisch) bir halkçılık akımı destekleniyordu. Anti-Semitizm ile birleştirilen tüm bu söylemler, zaten dünyayı kasıp kavuran ekonomik buhran döneminde ve çalkantılı siyeset ortamında ne yapacağını bilemeyen Alman halkı için ne yazık ki can simidi olarak görüldü.


Read More | Devamı

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 17. August 2006 | Architecture, Urban | Comments | Print This Post |
  • Share

Interview with Kees Christiaanse in Istanbul

Şevin Yıldız: First of all, I would like to specially ask you about masterplans. As an urban planner do you think that masterplans are still valid in this century where everything is changing so rapidly, so unexpectedly? In our country, we, as architects and planners, have a little bit of a suspicion towards masterplans because it takes too much time to do it and afterwards it looses its validity. And, as a tool mostly we can not use it very effectively, so I would like to ask you your approach upon this subject?

Kees Christiaanse

Kees Christiaanse

Kees Christiaanse: We love to make masterplans exactly, because of the reasons that you just mentioned. Nowadays, you can not design a region, and then because of implementation reasons, it can only be ready in the next ten years. It’s not possible, because in every two years something else happens. So, you must work with something that takes into account unexpected social, demographic, political conditions, that can work with different speeds or accomodate varying programs, that has all kinds of flexibilities. Now the question is can you make a masterplan or not? We say “yes” because, we have been developing a working method in making masterplans that have this potential of flexibility, but at the same time, have a very strong quality of public space and also very strong quality in design principles.

So, for instance, we prepeare masterplans which have a very self-evident basic structure and sustainable for many years probably.And, then we test different phasings and rules on the building plots which are also flexible. So, we experiment with the valids between flexibility and fixation. Therefore in that respect, we think it’s very interesting to make masterplans nowadays. We also find it necessary, because if you do not make masterplans, it brings a total anarchy. In addition to that if you make fixed urban visions, you have no way of getting there again.


Read More | Devamı

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 23. July 2006 | Architecture, Interview, Urban | Comments | Print This Post |
  • Share

Page 1 of 11
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Meta

Search

Archive

Shared Items