Sessiz bir carpışma

Çağdaş Sanatlar Müzesi
santralistanbul’u ilk kez İstanbul Mimarlık Bienali’ne İstanbul’da uygun bir yer ararken Eylem Ertürk ile birlikte ziyaret etmiştik. O zamanlar sadece Santral diye anılıyordu ve tam anlamı ile şantiye bile sayılamayacak bir safhadaydı. Ayağımızda büyük sarı çizmeler ve başımızda baretlerle proje yöneticisi Akın Barlas ile girebildiğimiz tüm büyük hacimlere girip çıkmıştık. Güvercin pisliklerinden ve yılların birikimi olan çamur ve pastan içerideki makineler zar zor görünüyordu. Bu makinelere birer çatı olması için yapılan iddiasız, ancak iddiasız olduğu kadar da etkileyici bu terk edilmiş mekanlara, yılların ihmalkarlığı ile neredeyse elle tutulacak kadar somut bir hüzün sinmişti. Sadece makine ve kazan binaları değil, 120 dönümlük arazinin tümüne sinmiş bir histi bu. Kömürden kararmış, çamurlaşmış zeminde sarmaşıklarla dolanmış, ıslah edilmemiş ağaçların arasında gelişigüzel dağıtılmış gibi görünen, işçi lojman binaları ve ufak tefek bir iki atölye binası da, bu biraz karamsar biraz da melankolik havayı pekiştiriyordu.







