Page 1 of 11

Archive of ‘Architecture‘ category

 
 

Sessiz bir carpışma

Çağdaş Sanatlar Müzesi

santralistanbul’u ilk kez İstanbul Mimarlık Bienali’ne İstanbul’da uygun bir yer ararken Eylem Ertürk ile birlikte ziyaret etmiştik. O zamanlar sadece Santral diye anılıyordu ve tam anlamı ile şantiye bile sayılamayacak bir safhadaydı. Ayağımızda büyük sarı çizmeler ve başımızda baretlerle proje yöneticisi Akın Barlas ile girebildiğimiz tüm büyük hacimlere girip çıkmıştık. Güvercin pisliklerinden ve yılların birikimi olan çamur ve pastan içerideki makineler zar zor görünüyordu. Bu makinelere birer çatı olması için yapılan iddiasız, ancak iddiasız olduğu kadar da etkileyici bu terk edilmiş mekanlara, yılların ihmalkarlığı ile neredeyse elle tutulacak kadar somut bir hüzün sinmişti. Sadece makine ve kazan binaları değil, 120 dönümlük arazinin tümüne sinmiş bir histi bu. Kömürden kararmış, çamurlaşmış zeminde sarmaşıklarla dolanmış, ıslah edilmemiş ağaçların arasında gelişigüzel dağıtılmış gibi görünen, işçi lojman binaları ve ufak tefek bir iki atölye binası da, bu biraz karamsar biraz da melankolik havayı pekiştiriyordu.


Den ganzen Beitrag lesen…

Mimarlıkta cesaret

tercuman binasi

Gunay Çilingiroğlu’nun eski Tercüman Binası, bugünlerde temizleniyor. Metobolist akımın izlerini de görebileceğimiz Türkiye’deki en başarılı yapılardan biri olduğu kesin.

Sarkaç Ev

SM Evi

Bir ailenin kısa dönem tatilleri ve haftasonu kalışları için tasarlanan SM evi, Asos’un yakınlarındaki köylerin birinde, dik bir yamaca bakan yolun hemen kenarındaki uzun bir arsaya yerleştirilmiş. Ege’nin muhteşem manzarasına odaklanan bu ev, İstanbullu bir ailenin kimi zaman huzur, kimi zaman dostları ile eğlenebileceği basit ama kullanışlı bir ev ihtiyacı ile Mimarlar Tasarım’a başvurmaları sonucunda ortaya çıkmış. Kendi basit barınma ve yaşama ihtiyaçlarının yanısıra evlerinin konforunu zaman zaman ağırlayacakları ziyaretçileri ile paylaşma isteği dışında fazla bir talepleri olmasa da, gerek yerleşim gerekse malzeme ve detaylardaki isabetli kararlarla mimarlar, basitliğin içinden doğabilecek zenginliği bir kez daha göstermiş oluyorlar. Tıpkı kendilerine Ağa Han ödülünü kazandıran ve aynı köyde bir kaç sene önce tamamlanmış B2 evinde olduğu gibi bu evde de anıtsal bir yalınlık hakim.


Den ganzen Beitrag lesen…

Mimarlık Fakültelerine İhtiyaç Var mı?

Geçen gün ilginç bir şey öğrendim. Dünyanın en eski üniversitesi MÖ 425 yılında İmparator Theodosius II tarafından temelleri atılan, ama ondan yaklaşık 450 yıl sonra, Bizans imparatoru III.Michail’in yerine yönetimde olan Bardas tarafından yeniden yapılandıran Konstantinapolis Üniversitesi imiş. Tabi ki üniversitenin tanımı farklılıklar taşıdığı için, dünyanın en eski üniversitesi için çeşitli karşı iddialar da var. Ne var ki, yönetimde özerkliğe sahip, araştırma-geliştirme misyonu üstlenmiş ve akademik olarak bağımsız bir kurum olan üniversite tanımının ilk örneğinin, Magnaura Üniversitesi olarak da bilinen İstanbul’daki bu kurum olduğu konusunda hemen hemen herkes hemfikir.

Den ganzen Beitrag lesen…

Geleneksel Türk Trafoları

trafo

1930’ların Almanyası’nda idealize edilmiş Neo-klasik yapılar, politik bir araç olarak kullanılıyordu. Hiç bir zaman Roma İmparatorluğu veya Antik Yunan Medeniyeti ile organik bir ilişkisi olmamasına rağmen, bu iki medeniyetin kalıntılarından esinlenen devasa anıtsal yapılar ve aksiyal düzendeki şehir planları Almanya’nın destansı bir geçmiş yaratma ve bunu taşa dönüştürme çabaları idi. O dönemin Almanyası mimarlık ve kültür üretimi açısından tam bir çelişkiler yumağı idi. Bir yanda hiç varolmamış bir efsanenin eserlerini ve o medeniyeti baştan yaratma çabası varken, bir yanda da romantik ulusalcılık söylemine dayalı folkrolik (völkisch) bir halkçılık akımı destekleniyordu. Anti-Semitizm ile birleştirilen tüm bu söylemler, zaten dünyayı kasıp kavuran ekonomik buhran döneminde ve çalkantılı siyeset ortamında ne yapacağını bilemeyen Alman halkı için ne yazık ki can simidi olarak görüldü.


Den ganzen Beitrag lesen…

Interview with Kees Christiaanse in Istanbul

Şevin Yıldız: First of all, I would like to specially ask you about masterplans. As an urban planner do you think that masterplans are still valid in this century where everything is changing so rapidly, so unexpectedly? In our country, we, as architects and planners, have a little bit of a suspicion towards masterplans because it takes too much time to do it and afterwards it looses its validity. And, as a tool mostly we can not use it very effectively, so I would like to ask you your approach upon this subject?

Kees Christiaanse

Kees Christiaanse

Kees Christiaanse: We love to make masterplans exactly, because of the reasons that you just mentioned. Nowadays, you can not design a region, and then because of implementation reasons, it can only be ready in the next ten years. It’s not possible, because in every two years something else happens. So, you must work with something that takes into account unexpected social, demographic, political conditions, that can work with different speeds or accomodate varying programs, that has all kinds of flexibilities. Now the question is can you make a masterplan or not? We say “yes” because, we have been developing a working method in making masterplans that have this potential of flexibility, but at the same time, have a very strong quality of public space and also very strong quality in design principles.

So, for instance, we prepeare masterplans which have a very self-evident basic structure and sustainable for many years probably.And, then we test different phasings and rules on the building plots which are also flexible. So, we experiment with the valids between flexibility and fixation. Therefore in that respect, we think it’s very interesting to make masterplans nowadays. We also find it necessary, because if you do not make masterplans, it brings a total anarchy. In addition to that if you make fixed urban visions, you have no way of getting there again.


Den ganzen Beitrag lesen…

Uluslararası Olma Motivasyonu

Türkiye’deki mimarlık üretiminin ve müellif mimarların çeşitli ortamlarda zaman zaman uluslararası meslektaşları ile ve onların ürettikleri ile kıyaslandığını görüyoruz. Çoğu zaman da bu kıyaslamayı mimar adaylarının veya mesleğe yeni adımını atmış genç mimarların farklı ortamlardaki tepkilerinden algılıyoruz. Arkitera Forum’da da zaman zaman bu çerçevede konular açılıp tartışmalar sürüyor. “Neden Türkiye’den dünya çapında bir mimar çıkmıyor?” veya “Sizce Türkiye’deki en Star(!) mimar kim?” gibi kuru rekabet ve karşılaştırma seviyesinden öteye geçmeyen tartışmaların altında çok daha farklı bir sorun yatıyor aslında.


Den ganzen Beitrag lesen…

Paulo Mendes da Rocha ile söyleşi

Paulo Mendes da Rocha

Şevin Yıldız: Projelerinizde genelde farklı mimarlık ofisleriyle işbirliği yapıyorsunuz. Her projenizin ekibi farklı. İşleve bağlı olarak dört ayrı ofis var. Bu seçimleri nasıl yapıyorsunuz?

Paulo Mendes da Rocha: Ben bunu planlayarak yapmıyorum. İşin bu şekilde yürümesi adım adım gerçekleşti. Ve artık bu safhada iş sadece eski öğrencilerle çalışmaktan çıkıp, onlarla kontratlı çalışmaya dönüştü. Ne zaman yeni bir proje alsam, onlara birlikte çalışmamızı teklif ederim. Sorunuza dönersek, bu seçim programa veya işleve bağlı değil. O proje esnasında kim müsaitse ona bağlı. Ofisimde ise otuz yıldır benimle çalışan bir sekreterim var, hepsi bu. Ayrıca bence bu ilginç bir çalışma biçimi, çünkü onlar benim çalışanlarım değil, hepsi kendi ofisleri olan mimarlar. Bu işbirlikleri aslında o kadar da yeni değil, örneğin Japonya’daki Expo Fuarı için pavyon tasarladığım zaman ilk defa bunu tecrübe etmiştim. Brezilya’da açılan yarışmaya göre mimar sadece projeyi tasarlayacaktı ve tüm detaylar ve inşa işleri Japonya’daki bir ofis tarafından yapılacaktı. Ben bu projede hiç tanımadığım 30 Japon mimarla çalıştım ve işin kötüsü dillerini bile bilmiyordum. Bu da gösteriyor ki, her ne kadar aksi sanılsa da, biz mimarlar olarak hep takım halinde ve farklı ekiplerle çalışıyoruz. Mühendisler, teknisyenler, uzmanlar… Hiçbir şeyi tek başımıza yapmıyoruz. Ama öte yandan da projenin sorumluluğunu kendi üzerime alıyorum. Ben bir öneri getiriyorum, onlar bunu geliştiriyorlar.

Den ganzen Beitrag lesen…

Rem Koolhaas ile söyleşi

Pelin Tan ile birlikte, 17 Nisan 2005 tarihinde, ARKIMEET konferasına konuşmacı olarak davet edilen Rem Koolhaas ile bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Kültür politikaları, kimlik kurguları ve farklı sosyal/yerel paradigmaların mimarlık/sanat/kent ile ilişkisi hakkındaki bu söyleşide soruları daha çok Rem bize sordu ama yine de ilginç bir söyleşiydi.


Den ganzen Beitrag lesen…

Zaha Hadid ile mimarlık üzerine…

Zaha Hadid in Istanbul

Ömer Kanıpak: Her ne kadar işlerinizin Konstrüktivistler ve Süprematistlerden etkilendiği bilinse de konferansınızda anlattığınız projelerin bazılarına baktığımda, bir şekilde Sant’Elia’nın başını çektiği fütürizm akımı ile bir ilişki olduğunu sezdim. Siz de böyle bir ilişki kurabiliyor musunuz?

Zaha Hadid: Tam olarak kuramam.


Den ganzen Beitrag lesen…

-->
Page 1 of 11
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Meta

Search

Archive

Shared Items